13 Mayıs 2012 Pazar

Sabah kahvaltısının ardından


Güzel bir sabahtı. Gerçi benim için fazla koşturmaca oldu sabah 07.00 itibarı ile. Değdi doğrusu! Güzel bir aile kahvaltısı oldu. Herkes kendisine ne dokunuyorsa onu yemeğe çalıştı. Özel bir gün olduğu için kimse kimseye uyarıda bulunmadı. Herkes gönlünce tıkındı ve mutlu oldu…

Hep sevmişimdir kocaman kurulmuş alabildiğine uzun aile sofralarını ve masa başı sohbetlerini. Bana eski Yeşilçam filmlerindeki konakları hatırlatır. Kurulmuş sofralar ve özenle giyinmiş insanlar ve mutlu sohbetler. Sanki tarihi bir filmin karesindeydim bu sabah.

Canım annem masanın başına kuruldu ve tabağına sucuktan yumurtaya ne varsa tepeleme doldurdu. Annem yusyuvarlaktır benim. Kat kat göbeği vardır ve kolları yumak yumaktır. Yerken o kadar mutlu olur ki! Uzun senelerdir kiloları ile başı dertte olduğu için doktorlar birçok yasak koydular ama nafile. Anneme sorarsanız ‘su içse yarıyor’ ondan oluyor. Ayrıca doktorların da fazla bildiği bir şey yok çünkü onları dinlerse ‘asıl o zaman ölürmüş’ benim annem. Yemezse ölür anlayacağınız…

Yeğenim ‘nine ne kadar çok sucuk yedin sana dokunuyor bırak o parçayı’ deme gafletinde bulundu. “Karışma bana bakiim, sen önündekileri ye” diye buyurdu annem. “Biz eskiden izin almadan konuşmazdık sofrada” diye devam etti. Yeğenim “Niye nine, siz kahvaltınızı nerede ederdiniz ki?” dedi. “ Senin dilin fazla uzadı sus bakalım” dedi tombul nine. “ Madem konuşacaksın sucuğun soğumasın bari ver bakalım onu bana” dedi ve yeğenimin tabağındaki sucuğu da aldı ve ekmek arasında şöyle bir gördük o parçayı. Saniyede yok olmuştu.

Gülüşerek ve her kafadan bir ses çıkarak kahvaltımızı yaptık. Sıra kahvelere gelince annem ‘bak kızım benimki bol şekerli olsun’ diye buyurdu. “Bu konuşan ben değilim egom” dedi ve bana bir göz kırptı. “Uzun zamandır egomu susturmuştum ama nedense sucuğa ve şekere çok düşkün, yapacak bir şey yok” diye ilave ederek inanılmaz şen bir kahkaha attı. Kahvesini tam da istediği gibi yaptım. Kedilerim annemin ayakları dibine yerleştiler. Annem hiçbir hayvana el sürmezdi ve biz büyürken etrafımızda hiç hayvanımız olmamıştı. Sokaktakilere dokunmakta hijyen açısından doğru değildi. Annem yere eğildi ve Bobo’yu kucağına aldı. “ Ninem sen ne tatlısın” dedi ve onu okşarken gözlerini dinlendirmeye geçti.

Tarçınla oğlumun ve yeğenimin bahçedeki koşturmacaları fazla gürültülü olunca gözlerini açtı ‘ kızım sen bu sabiyi bütün hafta ders çalışsın diye hiç nefes aldırmıyorsun, bak garibime nasıl da mutlu oldu. Şu çocuğu rahat bırak biraz’ diye kardeşimi hafif yollu azarladıktan sonra bana döndü: “ Nasıl ama egoyu öğrendim, hijyeni çöpe attım, kardeşini azarladım, yasak olan her şeyi yedim, kahvemi de içtim sırada ne var kızım?” dedi. “ Aslına bakarsan son günlerde aldığım eğitim” diye söze başlayacak oldum; “ of be kızım nutuk çek demedim tatlı olarak ne var” diye lafı ağzıma tıkadı. “Ninem az sonra patlayacak!” diye yeğenim ve oğlum kahkahalar atarken ben bir dilim kek getirmeye mutfağa seğirttim. “ Çayı unutma” diye seslendi arkamdan.

Annem giderken ‘ hayatımın en güzel kahvaltısıydı teşekkür ederim kızım ellerine sağlık, ayrıca seninle gurur duyuyorum’ dedi. Çok duygulandım. Oğlum ‘ saçmalama anne bu teşekkür sana değil anneannem sucuk ve sosislere söyledi’ diye gülerek bana sarıldı. Annemse ‘ sus sen bakayım kızımla gurur duyuyorum. Bu kısmı onaydı, tabii ki diğer kısım yemeklere aitti’ diyerekten torunlarına sarıldı ve arabaya doğru ilerledi. 
Ailemi seviyorum…

Sevgiyle kalın,

Sy

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder