10 Mayıs 2012 Perşembe

Nefretin tam ortasından geçebilmek

Bu sabah bir dostumla beraberdim. Uzun zamandır görmemiştim kendisini. Onu özlemiş olmanın kıpır kıpır heyecanı ile koştum randevu yerimize. Bakındım etrafa, en dipte bir masa seçmişti. Yarı karanlıktı masanın bulunduğu yer. Ben ise bu sabah dışarıda oturup ruhumu eyleme havasındaydım.  Hayırlısı diyerek ilerledim ve sarıldım ‘çok özledim’ dedim.  Ben de dedi kuru kuruya. Şaşırdım ama bozuntuya vermedim. Kahvaltı siparişimi cıvıl cıvıl garsona söylerken yan gözle beni izliyordu. “Madem bu kadar hoşuna gitti sipariş vermek benim için de sen sipariş ver” dedi. Bir sigara yaktı. Ben siparişleri verdim, bir bardak su doldurdum, içtim ve bekleyişe geçtim.

Sigarasını içmeye devam etti. O sırada kahvaltılarımız geldi. Hemen keyifle yemeğe başladım, acıkmıştım. O ise şöyle bir didikledi ve ‘hayatımdan nefret ediyorum’ dedi. Beklemeye devam ettim. Bir saate yakın nefretini anlattı. Arada başımı salladım, sorduğu soruları geçiştirdim. Geçiştirdim çünkü nefretinin altındakini bulmaya çalışıyordum. Minik sorularla dokundum sohbete ara sıra. Bulmuştum ne olduğunu;  ancak önemli olan benim bulmam değil onun kendi sorunlarını fark etmesi ve yüzleşmesiydi. Bu sefer de sessizce başımı sallamaya devam ederken sorununu görmesine nasıl yardımcı olabilirim diye düşünmeye başladım.

Aniden durakladım ve fark ettim. Aslında ne sorunu olduğunu biliyordu, yüzleşmeye hazırdı. Sadece bunu yaparken bir destek istiyordu yanında. Onu yargılamayacak veya kendi düşüncelerini empoze etmeyecek birine ihtiyacı vardı. İhtiyaç duyduğu tek şey çözümlemelerini yaparken kesintisiz dinlenmekti, eleştirilmeden. Ben de bu isteğine saygı duydum ve dostuma elimden geldiği kadar iyi bir dinleyici oldum. O konuşup kendinle yüzleştikçe rahatladı. Ben ise o sorunlarınla yüzleşirken arada kendi kırık dökük duygu kırıntılarımın farkına vardım ve onları çözümledim. Dolayısıyla kahvaltı her ikimize de çok iyi geldi. Birbirimize sarıldık ve en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere sözleştik.

Kin duyarak yaşamak acı dolu bir yolculuktur. Bu duygu kin duymaya neden olan her ne ise ondan daha fazla acıtır canımızı içimizde tuttuğumuz sürece. Sonuçta bizi yavaş yavaş kemirirken farkına varmadan yitip gitmeye bir adım daha yaklaşırız. Aslında nefret etmeye hakkımız vardır çünkü bu duygu önemli bir nedenden dolayı ortaya çıkar. Boşuna değildir, bize ruhumuza doğru bir yolu işaret eder. Yoğun hissedilen bir öfke, bir kızgınlık nefreti besleyen büyüten duygulardır. Fark etmek gerekir.

Nefret etmek insanın dengesini bozar. Yalnız bir anlamda da iyi olabilir aslında. Böylece içimizi kemiren ve farkında olmadığımız bir sorunumuzla yüzleşmemiz mümkün olabilir. Tabii ki bunun olmasına izin verebilirsek. Bunu yapabilmek için nefret duygumuzun içine bodoslama dalmak ve tam içinden geçmek gerekir. Fırtınaya, sağanağa aldırmaksızın ortasına atlamaktan ibarettir olay. Cesur olmak ve kendimizle yüzleşmeyi göze almak ise bunu daha da kolaylaştıracaktır bizim için.

İnsanın nefretinle cesurca yüzleşmesine tanık olabildiğim için dostuma sonsuz teşekkürlerimle,

Sy

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder